Das Muittin - Harun Kolcak Connection



Bilsem böyle olacagini belki 3 sene önce hic kosmaya baslamazdim.Dün aksam sol kulagimdaki tinnitus arttigi icin, müziksiz kosayim dedim.Hay kosmaz olaydim. Nereden cikti nasil cikti bilmiyorum (belkide endorphinin etkisiyle) ama kostugum sirada bir anda “ gir kanima “ diye mirildanmaya basladim.Bu arada emin degilim ama sanki hafiften kollarimida biraz normalden fazla havaya kaldirmis olabilirim.Ilk anda sarkinin kime ait oldugunu cikartamadim ama eve gelince haliyle söyleyeni buldum. Persil ve Soljenitsin´den sonra bu is daha nereye varacak diyordum ; ebesinin ...a  vardi.

Das Muittin - Soljenitsin Problem

1998 yazinda Candarli plajinda hemen hemen bütün üniversite ögrencileri yüzüklerin efendisini okurken, daha henüz liseye baslamamis bir genc Soljenitsin´den Kanser Kogusu´nu okuyordu.Cok sonralari Tünel Mühendisi olmak icin Teknik Üniversiteyi son senesinde birakip Avusturyaya giden bu artiz bir gün calistigi sirada defterinin kenarina artik bir gelenek haline gelmis „ Kont Adnan“ ismini yazmak yerine sebepsiz yere Soljenitsin yazivermisti. Daha önce yasamis oldugu Persil sikintisini icine Freud kacmiscasina cözen colombo, Soljenitsin konusundada elini cabuk tutmus ve hemen evi arayarak „bana Soljenitsini yollayin “ demisti. Kitaplar geldikten sonra, önce Ivan Denissonivic ´in bir gününü kilerde bio cöpün yaninda okuyan eleman, Gulag Takim Adalarini´da Murinsel´in üzerinde Ayran ve Adnan Senses esliginde tekrar bitirdikten sonra  defterinin kenarina  „Kont Adnan Forever“ yazmaya baslamisti.

Das Muittin - Persil File


Yani prensipte rüyalarimin her zaman Kate Upton veya adini bilmedigim  ( bir sekilde resimlerinden ya da videolarindan  tanidigim ) bayanlar tarafindan dönüsümlü olarak süslenmesini bende istiyorum ; ama yetistigim cevre sartlarini göz önünde bulundurunca, gecenin bir yarisi yataktan " Persil " diye firlamaminda bir sebebi var

That will teach you to give a f*** when it ain't your turn to give a f***

Hep özenmisimdir güzel küfür eden insanlara.Hatta bu yüzden Besiktas maclarini kapalidan izlemisligim vardir.Belki böylelerini rastlar, onlarla ayni atmosferi soluyup gözlem yaparim diye.Gördüm ben böylerini, hemde cogu zaman kiclarinin dibinden ayrilmadan 90 dk maci izlemek yerine onlari izledim.Notlar aldim, karsilastirmali analizler yaptim, cikan sonuclari rujla pecetelere yazip acik pencerelerden sonsuzluga ugurladim.Ama olmadi, bir türlü belli sinirlarin ötesine gecemedim.Aklim daha ilerisine müsade etmedi.Üzüldüm tabi, hatta bir seyi cok isteyip te basaramamanin garip buruklugunu su son dönemdeki „TC“ tartismalarina kadar icimde yasadim. Hayatimda bu aralar yeni bir sayfa acildi.Ne zaman onlardan birisini televizyonda görsem, tarihsellsiciligin sefaletine mahkum olmus acik toplum düsmanlarinin bile anlayabilecegi, özgürlükten ve halklarin kardesliginden yana mozaik seklindeki küfürleri arka arkaya sirayalabiliyorum. Altyapi saglam oldugu icin özgünlügüm haliyle kiskandirici boyutda.

"There is nothing wrong with your television set. Do not attempt to adjust the picture. We are controlling transmission. If we wish to make it louder, we will bring up the volume. If we wish to make it softer, we will tune it to a whisper. We will control the horizontal. We will control the vertical. We can roll the image, make it flutter. We can change the focus to a soft blur or sharpen it to crystal clarity. For the next hour, sit quietly and we will control all that you see and hear. We repeat: there is nothing wrong with your television set. You are about to participate in a great adventure. You are about to experience the awe and mystery which reaches from the inner mind to — The Outer Limits." - fucking beatiful

Bir İnsan Doğru Bir İş Yaptığını Anlayabilir mi?

´İnsan davranışının ahlaki açıdan değerlendirilmesinin temeli ise, ahlakın esasları olarak kabul edilen aksiyomlarla uyumluluktur ki, bir kişinin ahlaklı addettiği bir davranış, başka birtakım aksiyomları kabul edenlerce ahlaksızlık olarak görülebilir. Eskimolar arasında gelen misafire evsahibi eşini veya kızını takdim eder, reddetmek ise büyük ayıp addedilirdi. Halbuki Akdeniz kültürlerinde tam tersi varittir. Dolayısıyla, kendi kültüründe ahlâklı görülen bir eskimo, Akdeniz çevresinde ahlaksız addedilebilir. Ancak insan yanlıştan uzak durduğunu görebilir. Zira yanlış bir kez görüldü mü tanınır. Bu nedenle en azından yanlıştan uzak durmak veya en azından buna teşebbüs insana doğruya doğru pedal çevirdiği hissini vererek onu mutlu edebilir.

Ben de kendimi 11 Mayıs günü bu mutlu halde buldum: Türkiye 18. Uluslararası Petrol ve Doğalgaz Kongre ve Sergisi düzenleme kurulu beni katılımcılara bir konferans vermem için davet etmişti. Konferansım Akdeniz çevresinde enerji güvenliğiydi. Konferansım esnasında, bu konudaki önemli sorunlardan birinin politikacıların cehaleti olduğunu söyledim ve 19. yüzyılda dünyayı yönetenlerin günümüz politikacılarına nazaran daha bilgili ve görgülü kişiler olduğunu vurgulayarak Reform Kanunu’nu Britanya Parlamentosu’ndan geçiren Lord Russell’ı (büyük filozof Bertrand Russell’ın dedesi) bir örnek olarak verdim (mesela Avusturya’da gelmiş geçmiş en büyük jeolog Eduard Suess’ü üniversitenin itirazına rağmen profesör atayan büyük eğitim bakanı Kont Leo von Thun-Hohenstein’i de verebilirdim).

Bu sözlerim en ön sırada oturan bir AKP milletvekilini pek kızdırmış ki, yerime oturur oturmaz kendini takdim etmek ihtiyacını bile duymadan, beni zengin kollayıcılığı ile suçlayarak, demokrat bir insanın bunları nasıl söyleyebileceğini anlayamadığını ifade etti. Ben de kısaca demokrat olmadığımı söyledim. Onun üzerine vekil bey pek hiddetlenerek «o zaman sen faşistsin» dedi.
Kendisine bilimde demokrasinin yeri olmadığını, mesela bir nükleer santralda hareket eden nötronların parlamentolardaki oylamalardan en küçük bir şekilde etkilenmeden insanları öldürebileceklerini anlatmama da böylece imkân kalmadı. Akşam eve gelince, Oya, sevgili dostum ve deli doktorum Kerem Doksat‘ın, Atatürkçü Düşünce Derneği’nden bir zatın beni Türk düşmanı ilân ettiğini bildiren mesajını iletti. Bu zat benim Türkiye’de gördüğüm ahlak düşüklüğü üzerine yazımdan alıntılar yapmış, bunu da Sefa Kaplan‘ın yazdığı, yaşamımı anlatan kitapta ailemin kökeni ile ilgili olan sözlerimle ilintilendirerek, Avrupa sömürgecisi zihniyetine sahip bir Türk düşmanı mason olduğuma yormuş.

Kerem tabii bu zırvalıklara pek hiddetlenerek bu zata bir cevap oturtmuş. Kendisine teşekkür ederek, böyle saçma sapan şeylere kıymetli vaktini harcadığı için üzüldüğümü söyledim. Benim Atatürk’ün tanımladığı tipte bir Türk milliyetçisi olduğumu herhalde artık sağır sultan bile duymuştur. Ateist olduğum için de mason olmam zaten mümkün değildir. Halbuki bana saldıran zat tam tersini iddia ediyor, zira milletim hakkında, kaynaklarını da belirterek yaptığım tespitleri bir müfterinin iddiası sanıyor (ancak her masonu niçin otomatikman Türk düşmanı farz ettiğinin sebeplerini söylemiyor). Eleştiriyi ise hakaret sayıyor. Farkında değil ki ben milletimin olumsuz yanlarını belirterek bunların düzeltilmesi gerektiğini vurguluyorum. Sanırım bir bilim insanı ve üniversite öğretmeni olarak görevim de budur.

Burada vurgulamak istediğim Ankara’daki AKP vekili bey ile İstanbul’daki Atatürkçü Düşünce Derneği üyesinin düşünce şekillerindeki ortaklıktır: Her ikisi de ellerine geçen bir veriyi içeriğine yerleştirerek değerlendirmekten âcizler. Verinin kendi kafalarındaki şablona uyan parçalarını alarak, mevcut şablonlarını doğrulamaya çalışıyorlar. Halbuki yeni bilgi edinmek demek, bir insanın kafasındaki şablonu değiştirebilmesi demektir. Her ikisi de bundan âciz.

Ankara’daki vekil bey, politikacıların cehaletine yaptığım vurguya «ben İngiltere’de de okudum» diyerek karşı çıktıydı. Ama diplomanın bir insanı bilgisizlikten kurtarmaya yetmediğini öğrenememişti belli ki.

Işte Atatürk bizlere modern kafalar vermeye çalışırken aslında yapmak istediği, öğrenmeyi öğrenmemizi temin etmeye çalışmaktı. İşe bakın ki bunu ne Kemalizm karşıtı bir AKP üyesi ne de sözümona Kemalist bir derneğin üyesi anlayabiliyor. Bugün kurtulmamız gereken en büyük sıkıntı işte budur´

Celal Sengör  24.06.2011


Feynman´dan Din Üzerine

Bilim sayesinde ögrendiklerimi,alistigimiz anlamdaki din duygulari ile örtüstiremiyorum.Birbirlerine uymuyorlar.Bana öyle geliyor ki geleneksel din anlayisinda- Incil ve digerlerinde-ortaya atilan fikirler son derece sinirli.Bunlar dünyanin olaganüstü genisligini ve bu genisligin gerceklestirdigi zaman dilimini kavrayamamis fikirlerdir.Zaten bunun mümkün olmadigini da düsünüyorum.Cünkü alisildik din anlayisinda insana öyle cok, dünyanin geri kalaninaysa o kadar az önem veriliyor ki.Bana göre , bu fantastik derecede muhtesem evrenin,olaganüstü farkli zaman ve mekan boyutlarinin,sonsuz derecede farkli hayvanlarin,farkli bitkilerin, onlarin hareketlerini meydana getiren tüm bu atomlarin, yalnizca Tanri´nin insani iyi ile kötü arasinda secim yapmasini saglamasi icin- ki bu dinin bakis acisidir- yarattigi bir sinav olmasi cok zor.Sahne böyle bir oyun icin cok fazla büyük.Bu nedenle dinin cizilen resme tam olarak oturmadigi kanaatindeyim.

Mektuplariyla Feynman, s 551-552

Kara Murat

Sizi bilmiyorum ama benim aklima Belkis Akkale dinlerken hep Murat Belge geliyor.Yine bu sabah bir yandan Oy Eminemle cosup diger yandan gazete okurken, oradaki ünlülerin muhtesem evleri ile ilgili olan haber dikkatimi cekti.Ilk sirada Murat Belge,Hale Soygazi ciftinin evi vardi.Normalde baska birisinin evi olsa, mesela en azindan oturdugu ülkeye karsi elestirisel ama bunu namuslu bir cizgide yillardir sapmadan yapan birisi, muhtemelen evininin ihtisamina bakaraktan aklima su sözler gelirdi ; ´Bir gün Yilmaz hocalarda lokalde oturuyoruz, Namik abi nasil icmis...´ Ama yani burada  Rokoko Murattan bahsediyoruz.Durum böyle olunca haliyle insanin aklina baska bir sey geliyor.

Italikler:Cem Yilmaz

Edinburg Dükü


Bence sanatsal filmler izlemeyi birakmaliyim.Cünkü daha film bitmeden verilen mesaji anlamaya calismayi bir kenara birakip, kendi mesajimi yaratma ugrasi icerisine giriyorum.Mesela Haneke´nin Der Siebente Continent ni izledikten sonra , bir süreligine Londra´da yasayan, ve bazen sütlü 5 cayini icmek icin Budapesteye giden bir Ingiliz asilzadesi gibi davrandim.Hatta aynanin karsisina gecip, ellerim belimde en british aksanimla nasil daha güzel  ´how dare you´ diyebilirim diye provalar yaptim.Oysa hakkinda yazilanlara bakilirsa film  modern topluma elestiri yönelikli bir bakis acisina sahipmis.´Hayatin anlamsizligi, bireyin cirpinislari....

Lemmy Winehouse

2000 li yillarin basinda yeni gruplar tanimak ya da bildigim gruplar hakkinda daha fazla bilgi edinmek icin müzik dergileri alirdim.Metal müzik dinliyordum ve aldigim dergilerde buna yönelikti.O dergilere ait aklimda kalan tek kayda deger sey son sayfalardaki albüm kritikleriydi.Bir kez bile kötü bir sey yazdiklarini hatirlamiyorum.Sanki her grup harika, her yeni albüm mükemmel ve biz yeni cikan her seyi almaliydik.Bu yüzden bir ton tek dinlemelik kasetim olmustu.O günler geride kaldi, ama o zamanlar yasadigim enayilik duygusu hala icimde yadigar.Bunu biliyorum,cünkü bu aralar yine ayni seyleri hissediyorum.Bana göre; Avusturyada 4€ altinda iyi sarap bulmak zor. Eger fiyati 4€´nun altinda ve sisenin arkasinda bir ton aciklama varsa, (sizin icin en güzel üzümleri kendi ellerimizle tek tek sectik..gibi) raftan aldiginiz o siseyi yerine birakmaniz dogru olur.Buna rahmen gecen hafta bok varmis gibi 2,60€ ya bir Italyan Pinot Grigio sarabi aldim.Tadi berbatti, ama yinede sonuna kadar ictim.Sonuna kadar icmek zorundaydim, cünkü bir memur cocugu olarak bizim evde hic bir zaman hic bir sey ziyan edilmedi.

Not: Soldaki kötü , sagdaki iyi olan 


Anomali

Herhalde makul insanla ile anormal insan arasindaki en önemli fark: Birinin ister isine gelsin ister gelmesin her zaman gercegin, digerinin ise öncelikle ve hep kendine cazip gelenin pesinde kosmasidir. Cevreleri cocukluklarindan beri benzer düsüncelere sahip kisiler ile dolu olanlar farkli düsüncelere ancak kendilerini zora sokmadigi müddetce tahammül gösterebilirler.Bugün devletin yönetim kadrolarindaki en önemli görevlere sahip yöneticiler yetistirilme tarzlarinda ki carpikliklardan dolayi hayal dünyasinda yasadiklarinin farkinda degiller.Cevrelerini saran saksakcilarin gaziyla da bunu görmeleri imkansiz.Türkiyede devletin uygar dünyanin aksine insan gibi oldugunu unutmamak gerekir.Bu yüzden devleti partilerine baglama zorunlulugunu hissedenlerin, kendilerine yapilan elestirileri (kürtaj konusunda dahi) dogrudan gögüsleyip karsilik vermek yerine, devlet organi yardimiyla savusturmaya calismasi namussuzca olsada olagandir.

Yaslanmak

Yaslanma hayatini bir yerde  zamansiz hale getirmis insanlar icin daha kolay kabullenilebilir.Bence kafasi calisan insanlar icin hayat ancak dogru ugraslar  altinda bikip usanmadan calisarak zamansiz bir hal alabilir.Tabi firsatini buldugunda eglenmek ve hangi tabakadan olursa olsun dostlar edinip onlardan  bir cevre yaratmakta önemli.Belki bu sekilde bir ömür en az hasarla gecer ya da elimizde olmayan sebepler yüzünden kapildigimiz üzüntü firtinalarinin bizi sürükledigi felaket cukurlarinin (yaslandikca büyüyen) icinde harcanir gideriz.

No Code


Anadili ingilizce olmayan birisi bu dili konusurken , eger ´something like that´ , ´because of this´, ´yeahh´ ya da ´ay dont nov´ ve ´ay dont ker´ i arka arkaya  söylerse bende aniden oradan uzaklasma hissi dogar . Ayni his Zeitgeist i ya da her hangi sistem elestirisi odakli bir belgeseli izleyipde olayi cözdügünü inanan ve hevesle bir seyler anlatmaya calisan arkadaslarin cevresindeykende ortaya cikar.Ve ne zaman bir yazida vengeance , wallhalla, valkry , warriors , kingdom,dragons ya da thundercat gibi kelimelerden birini görsem o anda o yaziyi okumayi bir kenara birakip fatmagülün sucunu izlemeye baslarim. Cünkü biliyorumki kesin törenli, ayinli, pelerinli ,orta dünyali , belki tapinak sövalyeli bir seylerden bahsedilecek ve ben Karabüklü oldugum icin yine hic bir sey anlamiyacagim.

Kral Zaptiye

Bence Türk polisi Hakan Süküre benziyor.Biraz morale ihtiyaci var.Cünkü ancak o zaman inandigi gercekler dogrultusunda basta imkansiz gibi görünen olaylari aydinliga kavusturabiliyor.

Mesela polisin Ankarada ki ölü bir kediyi süpheli bulup arastirmasiyla, Hakan´in Leeds e attigi gol benzer özellikler tasiyor. Ya da yine Hakan´in Bolognaya attigi gol ile Hanefi Avci´nin Devrimci olmasi , bizlere istenirse imkasizin sadece adidas reklamlarinda basarilmadigini gösteriyor.

Bununla birlikte Hakan´in 2002 Dünya Kupasinda ki felaket performansi ile polisin senelerce daha özerk bir üniversite icin gösteri yapan ögrencilere ya da emeginin karsiligini biraz daha fazla alabilmek icin greve cikan iscilere ,memurlara tazyikli su yerine sadece normal su sikmasini hatirlamak istemiyoruz.

Nasil futbolu biraktiktan sonra milletvekili olan Hakan hepimizi sevince bogduysa ; bugün artik güvenligimizden sorumlu rambo ruhlu , biber gazli , coplu (daha uzun ,daha kalin ) insanlarin „karisik“ olaylara müdale ederken gösterdikleri cengervari davranislarda Türk Milletinin gögsünü kabartiyor.

Günesin Etrafinda

Cok önceleri yaptiklari bilimsel arastirmalar sonucu dünyanin yuvarlak oldugunu öne süren bilim insanlarina deli gözüyle bakildi.Onlari deli olmakla suclayanlar dünyanin merkezinde oldugumuza inaniyorlardi.Cünkü tanri bizi yaratmisti ve haliyle her seyin ekseni biz olmaliydik.Yüzyillar sonra,dünyanin yuvarlak oldugu,günesin etrafinda döndügü ve daha binlerce galaksinin bulundugunun artik reddedilmez bir gercek olarak ispatlanmasina ragmen , hala evrenin merkezinde olduklarini ve her seyin etraflarinda döndügünü düsünen insanlar var.Bunlar cahil hayalperestler degil,hirsli ne yaptiklarini bilen,oyunu kuralina göre oynadiklarini düsünen iktidar sahibi insanlar.Dünya üzerinde agirlik etkisi olan insanlar ve bu agirliklarini insanlari cehalet icinde tutmak icin kullaniyorlar.21 yüzyilda oldugumuzu farketmemiz gerek,gücsüzleri,aciz insanlari manipüle etmeyi, ömrünü adamis olanlari tanimaliyiz.Kendi kendimizin efendisi olmak icin ne gerekiyorsa onu yapmaliyiz.

Kültür Evet,Peki Ya Uygarlık*

Kavram kargaşaları,toplumların konumunu en iyi yansıtan aynalardan biridir.Çünkü kavramların rastgele,kimi zaman orada kullanılması şık ya da uygun kaçacağı için,hangi anlama geldikleri doğru dürüst düşünülmeden kullanılması bütün bir toplumun kafa karışıklığının en yanılmaz göstergesidir.

Bilindiği gibi ne zaman başımız sıkışsa kültürümüze atıfta bulunuruz.Ne zaman ,özellikle başka çevreler ve ortamlar karşısında yeterince çağcıl olmadığımızdan kendimizi biraz mahçup hissetsek , hemen köklü kültürümüzün torbasını ortaya dökmeye kalkışırız.

Geçmişi çok eskilere uzanan bir kültürümüzün bulunduğu elbette doğru.Bu niteliğiyle , kültürümüzün kökleşmiş olduğuda tartışma götürmez.Peki ama kültür , tek başına yeterlimidir bir yerlere , daha açık deyişle çağcıllık çizgisine varabilmemiz için.

Elbette hayır.Çünkü dünyada zaten kültürsüz toplum yoktur.Her toplum belli bir geçmişi ve bu geçmiş boyunca -şu ya da bu yönde- üretip eyledikleri bulunduğuna göre ,her toplumun kendine göre bir kültürü vardır.Bu bağlamda kültürler arasında örneğin yaş,çeşitli uygulamalar,inançlar ve davranış biçimleri bakımından bazı ayrımlar elbette yapılabilir.Ama genelde kültürsüzlük söz konusunu olmıyacağına göre, kültürlü olmak , tek başına ne bir anahtar, ne de bir çağcıllık belirtisidir.

O halde nedir çağcıllığın göstergesi ve ölçütü ?
Bir kültür ortamının ne ölçüde uygar kullanılabildiği.

Bu açıdan -aralarındaki bağın yoğunluğuna karşın- kültür ve uygarlık kavramları arasında asla gözden kaçırılmaması gereken bir ayrım var.Çünkü uygarlık , bir kültür ortamının vardığı -ya da varamadığı ! - belli bir aşamayı dile getirir.Bu aşama , yani uygarlık , günümüzde " bir toplumun kültürel yaşamında ve belli bir zaman diliminde , bilim ve teknikte belli bir aşamaya varılmış , her alandas kurumlaşmaya gidilmiş,politik yaşamda demokrosi ilkesinin benimsenmiş,temel hakların ve özgürlüklerin sağlam güvenceler altına alınmış olması"

Ve yine günümüzde toplumlar ve devletler , uluslarası alanda ve kuruluşlarda kültürlerinin eskiliğine değil,ama yukarıdaki anlamda ne ölçüde uygarlaşabildiklerine bakılarak değerlendirilir.

Ahmet Cemal
Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor (s132-133)

Mutsuzlugun Zirvesinde Olmak


Mutsuzlugun zirvesinde olmak ancak dip köse temizlik yapmakla gecistirilir.Insan mutsuzlugunun zirvesindeyken siginacak bir omuz arar , ama birden karşına vileda,domestos,cif ve sarı bezler cikar.Onlar bulunduklari yerden `Biz buradayız peki ya sen neredesin` derler . Dayanamazsiniz , kaptigin gibi viledanin sopasini bir hirsla yerleri cift su paspaslamaya baslarsin.

Übungen zu BodenFels Mechanik


Eger cehennem bir tiyatro gösterisi olsaydi ; bana bunu her persembe 16:15-18:00 arasi bedava gösterdigi icin Erich Schuller`e tesekkur etmek zorunda kalirdim.Reklam yapmamasina ve hep ayni pantalonu giymesine rahmen seyirci ortalamasinin her hafta 50-60 arasi degismesini sadece yoklama zorunluluguna baglamak ona haksizlik olur.O bir yildiz ve hircinlik yapmaya hakki var.



Foto von Hansi

Kibarlik Olimpiyatlari


Yalanciktan kibarlik olimpiyatlari diye bir şey olsa ; bizim ülke bayanlar kategorisinde kesin basa oynardi.Kazanmak icin yapmamız gereken tek şey yarismak isteyen adaylari doğru kriterlere göre belirlemek.Eger firsatini bulup olimpiyat komitesinde kendime bir yer bulabilseydim ; yaşı 25 olup da yaptıgı makyaj ile 40 gibi gösteren , boyu 1.50-1.60 arasında degisen , çogunlukla topuklu çizme veya ayakkabi giyen , ufak yüzlü,ince kaşli , göbekli , bol parfüm kokulu ve metrobüste seyahet etmeyi sehvetli bakislariyla bir ayricalik olarak gösteren ablalari secer ve dünyayı dize getirirdim.

Subat 2011
Istanbul

Benim düsmanim dönüstügüm kisiler , olmasina izin verdigim kisilik.

Nicky Wire

BMG-101

İcinde büyük ekran televizyonlarin olduğu ve sadece görüntüyü takip edebildiğiniz barlari bilirsiniz.Gecenlerde onlardan birindeydim ve arkadaşlarimla konuşurken göz öcüyle serbest tırmaniş üzerine bir belgesel izliyordum.Bana göre serbest tırmanış doğaya karşı meydan okumak olsa da , bulaşık makinasını tıka basa doldurup onu çalıştırmayı başarmakta göz ardı edilemiyecek bir şey.Senelerce öğrenci evlerinde kalmış biri olarak anlamadığım şeyler arasında beni en çok meşgul eden ; lavabo ve tezgahta ki bırakılan kirli bulaşıklari makinaya yerleştirmeye üşenenen insanlar oldu.Bütün o ağzına kadar dolu bir makinanın tek bir tablette , tekerleklerin yoldan çıkmadan , kapağın zorlanmadan kapanıyor olmasının nedeninin japonya ile ilgili olduğunu anlamamalarını tuhaf buluyorum.Ayrıca senelerce pratiği olmayan bir eğitimden ve çoğunlukla boş geçen staj deneyimlerinden sonra , hafta da bir olsun böyle bir tecrübeyi ellerinin tersiyle itmeleri Burhan Cacan'a olan genel ilgimi azaltiyor.

Fırsatım olsa , teknik üniversitelere ek giriş sınavı olarak bu uygulamayi koyardım.Sınavın isminide BMG-101 (Bulaşık Makinasına Giriş-101) yapardim ki , öğrenciler sınav ertesi aralarında tartışırken sinavin uzun ismini söylemekle vakit kaybetmesinler.

Kocaman bir alan düşünün , binlerce bulasik makinesi ve onlarin başında daha önce sertifikalarini almış beyaz önlüklü araştırma görevlileri , önlerinde pırlantı gibi çocuklar , arkalarinda aileler , kıpırdayan dudaklar dan okunan dualar ,şıkırdayan tespihler , ağızlarda önceden üflenmiş çikolatalar , ellerde pet şişe sular ve tabi babadan gelen son dakika uyarısı..."Önce çatal bıçağı yerleştir zaman kazanırsın"



Yemek Masası

Bazen yalnız başıma kaldığımda kendime sararım.Cevabını bilmediğim sorular sorar, camdan dışarı bakıp , sokaktan geçen entarisi güzel hatunları sayarım.Niçin yaşıyorum ? , Hayatın anlamı ne ? , Julia'yı arasam mı ? Top 3 dür.

Kafam karışır çoğu zaman.Yapacağım şeyleri unuturum ve bilmeden önce den hazırladığım pırıl pırıl planları çöpe atarım.Sonra da mutfağa giderim.

Ben oradayken genelde komşularım dan biri jet hızıyla içeri girer.Ses hızıyla yemeğini hazırlar.Ve ışık hızıyla odasına döner.Onların arkasından ağzımda kaşıkla hayran hayran bakarken , aklıma henüz cevaplarını bulamadığım soruların üzerine yenilerinin de eklendiği gelir.

Herkes odasında bir şeyler ile meşgulken , ben nasıl mutfak da oturup sadece yemek yiyebiliyorum ? , Odam da yemeğimi yiyebilecek bir neden niçin yok ? , Yemeğim bittikten sonra tabağımı,çatal ve kaşıkları sudan geçirip bulaşık makinasına yerleştirecek zamanı nasıl bulabiliyorum ? , Masanın ya da ocağının üstünü kirli bırakmışsam , onları temizlemeden ayrılmamamda bir keramet var mı ? , Niye benim komşularım gibi yoğun bir programım yok ? , Düşük yoğunlukta yaşamamın sebebi çok makarna yemem mi ? , O yaş mayayı niye almıştım !!! ...gibi

Odama dönmem biraz zaman alır.Önce,teybe bir Ümit Besen kaseti koyarim ve sonrada bir kez daha her şeyi unutabilmek için çabalarım.

Uzaylılar

Sırf Carl Sagan okudugum veya Kosmoz'u izledigim icin degil ama , düne kadar uzaylilarin varligina inanmazdim.Oysa yanilmisim.Dün,Fiziksel Kimyanin Laboratuar dersi icin sınıftaydim. Ders icerigi hakkinda bilgi alırken elemanlarin (sözde profesör ve arastirma görevlileri) garip davranislarından ve dersin karmasasindan sunu cıkardim : Bence Alienslar uzun zaman önce dünyamiza inmisler.Ama onlari kimse siklememis.Bu yüzden insanligin aydınlık yüzünden intikam almaya karar vermişler.Hic yokken ortaya fiziksel kimya diye bir sey cıkartıp senelerce bunu gelistirmekle mesgul olmuslar.Basardiklarini anlayinca da , komsu gezenlerden getirdikleri insan formunda ki issiz gücsüz garibanlari dünyaya salip , fiziksel kimyayı global bir iskence aracı haline sokmuslar.Suan itibariyle basarili olduklarini söylememek icin bir neden yok.Daha fazla gec olmadan (mümkünse önümüz de ki Salı Avusturya saatiyle 10:15' a kadar ) dünyamızı ele gecirmek isteyen uzaylılara karsı harekete gecmeliyiz.

Taşınma

Öyle ya da böyle okuduklarınız arasında size nüfuz edenler sizin oluyor zamanla .Siz onlar oluyorsunuz,fark etseniz de etmeseniz de.

Bir zaman hayatımda hiç bir zaman yanımdan ayırmayacağımı düşündüğüm kitaplar vardı.Uyuyamadığım gecelerin birinde elimdeki bu kitaplara tekrar göz attım. Sadece altını çizdiğim denemelerle sınırladım okumamı.Fark ettim ki 3-4 sene önce okuduğum bu kitaplarda ki çoğu şey ben de kendine bir yer edinmiş.Zaten başlangıçta da amacım bu değil miydi ?

Yaşım ilerledikçe daha bir "dude" oluyorum.Önemsemediğim den veya umursamadığım dan değil,sadece her şey çok çabuk değişiyor ve benim bütün bu olanlara ayak uydurmak gibi bir derdim yok.Bence insanın kendin ahlakını yarattıktan sonra hayatta yoluna bildiği gibi devam etmekten başka bir şey yapması gerekmiyor.

Gittikçe eşyalarımın çoğalması canımı sıkmaya başlamıştı.Bir oda , 13m2 bir odaya sığamıyordum artık. Bir çalışma masası , arkasında duran yatak , dolu raflar ve sokaktan alma uyumsuz mobilyalardan oluşmuş bir odada ve bir öğrenci evinde konaklamanın romantikliği kalmamıştı.Bu yüzden bir apartman dairesine taşındım tatil dönüşü . Bu sefer daha büyük 36m2 olan bir odam ve 3 tane de komşum var.

Şu aralar aslında 3-4 ay önce başladığım tasnife devam ediyorum.Artık ihtiyacım olmadığına inandığım şeyleri çöpün kenarına bırakıyorum.Aralarında eski plaklar,önceden okuduğum kitaplar , dergiler ve bazı kıyafetler var.

Bir kaç günü kalmaz bu iş biter.Sonrası için bakalım görelim artık...

Yolculuk

Hayatta iki türlü insan var bana göre.Bir tanesi hayatı kendine göre yönlendiren,bir tanesi de hayata göre yönlenen insanlar.Genellikle hep ikincisi yaşar insanlar.Ben elimden geldiğince birincisini tercih etmeye çalışıyorum.Uzaklari seviyorum,gitmediğim yerleri hayal etmeyi seviyorum.Kafama koyduğum bir şeyi mutlaka gerçekleştiririm.Ama iyi ama kötü.Sonuçları sadece beni ilgilendirir.Hayat bana yaşadığın hiç bir şeyden pişmanlık duymaman gerektiğini öğretti.Kilometreyi her zaman sıfırlayabilir,konumum ne olursa olsun inançlarım uğruna her şeye yeniden başlayabilirim.Hırçın birisiyim.Özgürlüğümden ne adına olursa olsun taviz vermek istemem.Ama bir kere özgürlüğünüz eğer elinizdeyse yalnızlığınızın ve uçuş biletlerinizin cebinizde olduğunu bileceksiniz.

1

Bir şeyi anlatmak için 1000 kelime kullanmak yerine aslında istediklerinizi 100 kelime ile ifade edebilirsiniz.Ve aynı etkiye hatta daha fazlasını yaratmanız mümkün.Bu tamamen insanın iletişim kurma kabiliyetine duyduğu güvenle ilgili bir durum.Aynı zamanda doğal bir evrim.

Kurumlaşma Kültürü *

Toplumsal bağlamda kurumsallaşma, bir düşüncenin , ilkenin, kavramın ya da uygulamanın yerleşik konuma gelmesi, sürekliliğe kavuşması anlamını taşır.Bu alanlarda bir kurumsallaşmanın gerçekleşmesi,kurumsallaşmış olan’ın bundan böyle gelişmesini artık siyasal ya da bireysel dalgalanmalara göre değil fakat kendi iç dinamikleri hangi hedeflere yönelmeyi gerektiriyorsa, o hedefler yönünde devinmesini ifade eder.

Örneğin, bir toplumda hukuk devleti ilkesi kurumsallaşmışsa , bu o toplumda ve devlette artık her zaman her türlü hukuka aykırılığın üzerine gidileceği hukuk ve adalet ilkeleri doğrultusunda yaşamın bir toplumsal bilince dönüşmüş olduğu anlamını taşır.

Kültür sanat bağlamındaki kurumsallaşmalar için de bu düşünceler geçerlidir.Gerçi özellikle sanat söz konusu olduğunda ilk anda kurumsallaşmanın örneğin sanatsal uygulamaları zaman içersinde bir tür kemikleşme ya da kalıplaşma tehlikesiyle karşı karşıya bırakabileceği düşünülebilir.
Ancak sağlıklı bir kurumsallaşma , mutlak anlamda değişmezleri içeren/içermesi gereken bir konum değildir.Bir başka deyişle düşüncelerin doğal devingenliği ile kurumsallaşma ilkesi, birbirine ters düşmez. İlke , yolu gösteren rehberdir, yolun haritasıdır ; o yoldan nasıl gidileceğini toplumsal gereksinmeler doğrultusunda saptamanın ilkeye ters düşen bir yanı olamaz.Her kurumsallaşmada olduğu gibi , kültür ve sanat alanındaki kurumsallaşmalar açısından da asıl temel taşı niteliğindeki öğe , bir sürekliliğe yönelik inançtır.Çünkü kurumsallaşma , ancak zamanın akışı içerisinde , çoğu kez de örneğin tek bir kuşağın normal yaşama sürecini çok aşan bir zaman dilimi boyunca gerçekleşebilecek bir olgudur.

Bu bağlamda bir kurumun kurulması , önemlidir ama henüz kurumsallaşmanın kendisi değildir.Dahası ,bir kurumun salt kurulması , sonraki kurumsallaşmanın güvencesi bile sayılamaz.Çünkü böyle bir güvence , o kurumu oluşturanların ya da kuruma sonradan katılanların zamanla kurumu ne ölçüde kendilerinden-öte görebilecekleri , somut sonuçlarına belki kendi yaşam süreleri içerisinde tanık olamayacakları katkılarda bulunmaya ne ölçüde hazır olacakları ve belki hepsinden de ötesi, gerektiğinde kendilerini kurum yararına ne ölçüde geri çekebilecekleri gibi noktalardan bağımlıdır.

Ülkemizde çeşitli alanlarda yeterince kurumlaşılamadığından yakınılırken , yukarıdaki düşüncelerin göz önünde bulundurulmasının kesinlikle gerekli olduğuna inanıyorum.Uygar ülkelerde kurumlaşmaların tarihine bakıldığında göze çarpan ilk özellik , başarılı kurumlaşmaların temelinde hep Ben ve Kurum arasındaki çeşitli duyarlı dengeleri çok sağlıklı kurmuş bireylerin yattığıdır.
Eğer demokrasinin gerçekten iyi işlediği ülkelere ön yargısız bakılacak olursa , o ortamlarda politikacıların görevden ayrılmaya göreve gelmekten farklı saymadıkları , bu yüzden de çoğu kez görevlerinde büyüyerek ayrıldıkları görülür.

Demokrasiye gerçek anlamda kurumsallaştırabilecek bilinç , ancak böyle bir bilinç olabilir.Ve böylesi , yalnız demokrasi için değil ama bütün kurumlaşmalar için olmazsa olmaz niteliğinde koşul olan bir bilinçtir.

Ülkemizde temelleri nice umutlarla atılmış türlü kurumların , zaman içerisinde kurumlaşmanın eşiğinden adım bile atamadan son bulmalarının ya da yozlaşmalarının temelinde hep,
“Kurum olsun” diyen ama gerçek kurumlaşma ve onun koşul kıldığı bireysel özveriler, anonim kalacak katkılarda bulunmaya gönül indirmeler üzerinde düşünme gereğini duymayan kişilerin bulunduğunu söylemek , sanırım bir abartma olmayacaktır !


Ahmet Cemal (Bizi Yaşatanlar Öldürenler S57-59)

Bütün bu olanlar , bir idealin peşinde koşan ve makul olmaya çalışan insanlar için ne kadarda kırıcı.Bakalim bunun sonu daha nereye varacak.